SAMSUN İLİ VEZİRKÖPRÜ İLÇESİ
VEZİRKÖPRÜ İLÇE TANITIM

VEZİRKÖPRÜ RESİMLER
VEZİRKÖPRÜ FOTOĞRAFLAR
VEZİRKÖPRÜ MANZARALAR
VEZİRKÖPRÜ GÖRÜNTÜLER
VEZİRKÖPRÜ TARİH
VEZİRKÖPRÜ VEZİR
VEZİRKÖPRÜ KÖPRÜLÜLER
VEZİRKÖPRÜ KÜLTÜR
VEZİRKÖPRÜ PONTUS
VEZİRKÖPRÜ PERS
VEZİRKÖPRÜ OSMANLI
VEZİRKÖPRÜ ULAŞIM
VEZİRKÖPRÜ KUZU ŞİŞ
VEZİRKÖPRÜ
SAMSUN VEZİRKÖPRÜ
VEZİRKÖPRÜ İLÇE TANITIM

VEZİRKÖPRÜ RESİMLER
VEZİRKÖPRÜ FOTOĞRAFLAR
VEZİRKÖPRÜ MANZARALAR
VEZİRKÖPRÜ GÖRÜNTÜLER
VEZİRKÖPRÜ TARİH
VEZİRKÖPRÜ VEZİR
VEZİRKÖPRÜ KÖPRÜLÜLER
VEZİRKÖPRÜ KÜLTÜR
VEZİRKÖPRÜ PONTUS
VEZİRKÖPRÜ PERS
VEZİRKÖPRÜ OSMANLI
VEZİRKÖPRÜ ULAŞIM
VEZİRKÖPRÜ KUZU ŞİŞ
VEZİRKÖPRÜ
SAMSUN VEZİRKÖPRÜ
Neolitik dönemi devrimlerinden olan mülkiyet kavramının gelişmesiyle beraber, topraklarını paylaştılar.
Kendilerini yakın düşmanlarından ve yabanıl hayvanlardan korumak ve avladıkları hayvanların etlerini işlemek için çakmaktaşından (sleks) kesici, kazıyıcılar ok ve mızrak uçları; araştırmalarımızda Akçay’dan getirilen koyu yeşil renkli sert bir taştan

Kendilerini yakın düşmanlarından ve yabanıl hayvanlardan korumak ve avladıkları hayvanların etlerini işlemek için çakmaktaşından (sleks) kesici, kazıyıcılar ok ve mızrak uçları; araştırmalarımızda Akçay’dan getirilen koyu yeşil renkli sert bir taştan
Bugün bile Anadolulu mu yoksa Anadolu’ya Avrupa’dan ya da Kafkasya’dan mı geldikleri tartışma konusu olan Hititler, Kızılırmak yayı içerisinde önemli bir uygarlık kurmuşlardı. M.Ö 2000’li yıllarda Asur Ticaret Kolonilerinin ekonomik etkinlikleriyle palazlanan yerel beylerden bazıları, çevreleriyle anlaşmalar yapmaya başladılar. Bu anlaşmalardan en başarılısını kuşkusuz Kuşşara kralı Pithana ve oğlu Anitta yapmıştır. Başkentlerini bugünkü Kayseri sınırları içerisindeki Kaneş’e taşıyarak, önemli bir siyasi başarı sağladılar. Bu sırada tarihler M.Ö 1750’leri gösteriyordu. Çiviyazısı kullanan Hititlerin dili bir türlü çözülemiyordu.
Ta ki 24 Kasım 1915 tarihinde B. Hrozny’nin Berlin’de Önasya Kurumu üyelerine verdiği konferansa değin... Hrozny’e göre Hititçe, Hint – Avrupa dil ailesinin ölü bir üyesiydi. Bu tarihten sonra Hititler daha hızlı çözümlenir oldu. Hititlerin özenle oluşturdukları arşivlerde bulunan tabletlerden yola çıkarak, önemli şehirlerinin yerleri bir bir belirlendi, bu bilgiler ışığında birçok Hitit coğrafyası haritası yayımlandı.

Ta ki 24 Kasım 1915 tarihinde B. Hrozny’nin Berlin’de Önasya Kurumu üyelerine verdiği konferansa değin... Hrozny’e göre Hititçe, Hint – Avrupa dil ailesinin ölü bir üyesiydi. Bu tarihten sonra Hititler daha hızlı çözümlenir oldu. Hititlerin özenle oluşturdukları arşivlerde bulunan tabletlerden yola çıkarak, önemli şehirlerinin yerleri bir bir belirlendi, bu bilgiler ışığında birçok Hitit coğrafyası haritası yayımlandı.
Ancak bunların hiçbirinde Vezirköprü yer almıyordu. 1972 yılının Ağustos ve Eylül aylarında İstanbul Üniversitesi, Edebiyat Fakültesi, Eski Önasya Dilleri ve Kültürleri Bölümü Başkanı Prof. Dr. U. Bahadır Alkım’ın idaresinde Türk Tarih Kurumu, Milli Eğitim Bakanlığı ve İstanbul Üniversitesi adına, Orta Karadeniz’de gerçekleştirilen yüzey araştırmalarında bu ekibin yolu Vezirköprü’ye düştü. Bu ekipte halen İkiztepe Kazı Başkanlığını yürüten Prof. Dr Önder Bilgi de vardı. Daha önce T:Özgüç’ün (1941), J.A. Dengate’nin (1971), J.C Macqueen’in (1980) gördüğü Oymaağaç’ta yüzey araştırması yapan Alkım, önemli izlenimlerle ayrıldı Vezirköprü’den. İlçemizin yerel tarih araştırmacısı merhum Şakir Atıcı’nın anlattığına göre;
Alkım, Oymaağaç Höyük Tepe’yi kazmak istediğini de fısıldadı. Atıcı’ya göre, Vezirköprü’den yeni dönen Bahadır Alkım’a Anadolu Medeniyetleri Müzesi’nde bir Hitit tableti getirildi. Tablette Zalpa şehrinin adı ve yeri zikredilmektedir. Bunun üzerine Oymaağaç’la ilgilenmeyi bırakan Alkım, çalışmasını İkiztepe’ye kaydırır. İkiztepe Kazısı Bahadır Alkım’ın öğrencilerinden Önder Bilgi tarafından halen yürütülmektedir. Önder Bilgi, yıllardır Samsun yöresinde çalışmaktadır ve Vezirköprü’de de çalışmalar yürütmektedir. Bu bağlamda Oymağaç Höyük Tepe’nin topografik ilk haritasını da çıkaran kişidir. Bu tarihten sonra bazı bilim insanları Oymaağaç Höyük Tepe ile ilgilendilerse de;
hiçbirisi Ağustos 2005’te Önder Bilgi’nin önerisi ile Oymaağaç’a gelen Alman Arkeolog Rainer Czichon kadar ciddi olmamıştı. Botanikçisinden jeologuna değin kalabalık bir bilim insanı grubu ile Oymaağaç’a gelen Rainer Czichon, höyükte çok önemli buluntular ele geçirmiştir. (Bu zamana değin Hititler hakkında bilinmeyenlerin de aydınlanacağını düşündüğümüz buluntuları sitemizdeki Rainer Czichon’un kazı raporunda görebilirsiniz.) Olasıdır ki, 2006 yazından itibaren arkeoloji tarihi Vezirköprü’den çok şey öğrenecektir.

Alkım, Oymaağaç Höyük Tepe’yi kazmak istediğini de fısıldadı. Atıcı’ya göre, Vezirköprü’den yeni dönen Bahadır Alkım’a Anadolu Medeniyetleri Müzesi’nde bir Hitit tableti getirildi. Tablette Zalpa şehrinin adı ve yeri zikredilmektedir. Bunun üzerine Oymaağaç’la ilgilenmeyi bırakan Alkım, çalışmasını İkiztepe’ye kaydırır. İkiztepe Kazısı Bahadır Alkım’ın öğrencilerinden Önder Bilgi tarafından halen yürütülmektedir. Önder Bilgi, yıllardır Samsun yöresinde çalışmaktadır ve Vezirköprü’de de çalışmalar yürütmektedir. Bu bağlamda Oymağaç Höyük Tepe’nin topografik ilk haritasını da çıkaran kişidir. Bu tarihten sonra bazı bilim insanları Oymaağaç Höyük Tepe ile ilgilendilerse de;

hiçbirisi Ağustos 2005’te Önder Bilgi’nin önerisi ile Oymaağaç’a gelen Alman Arkeolog Rainer Czichon kadar ciddi olmamıştı. Botanikçisinden jeologuna değin kalabalık bir bilim insanı grubu ile Oymaağaç’a gelen Rainer Czichon, höyükte çok önemli buluntular ele geçirmiştir. (Bu zamana değin Hititler hakkında bilinmeyenlerin de aydınlanacağını düşündüğümüz buluntuları sitemizdeki Rainer Czichon’un kazı raporunda görebilirsiniz.) Olasıdır ki, 2006 yazından itibaren arkeoloji tarihi Vezirköprü’den çok şey öğrenecektir.
Son yapılan araştırmalarda bir çok bilim insanı Nerik’in yerinin Oymaağaç olduğunda hemfikirlerdir. Oymaağaç Höyük Tepe’nin ilk tabakalarının Adatepe ile çağcıl olduğunu söylemiştik. Dolayısıyla, Oymaağaç’daki yerleşmenin Hititlerden çok geriye gittiğini buradan bilmekteyiz. Ancak bu dönemler belli bir siyasal anlamı kapsamaz. Oymaağaç’ın siyasal önemi, Hititlerden hemen önce Anadolu’da görülen Hatti Uygarlığı ile başlar. Neredeyse Hititlerden ayrı düşünülemeyen ve M.Ö 3000’li yıllarda izleri görülmeye başlanan bu uygarlık da Hitit coğrafyası içindeydi.
Oymaağaç parlak devrine daha Hattiler’le başlamıştı ve güneş tanrıçası Vuruşemu ile fırtına tanrısının oğlu ve yine Fırtına tanrısı Nerik adına kurulmuş bir tapınağı vardı; adı da buradan gelmekteydi. Bu nedenle daha Hatti döneminde Marassantiya (Kızılırmak) nehrinin bereketli kıyısındaki kent, önemli bir dinsel merkezdi. Hitit döneminde ise, aynı dinsel kimliğini sürdürmüş ve en parlak dönemine M.Ö 1275 yılında ulaşmıştı. Çünkü ünlü Hitit kralı III. Hattuşili, yeğeninden Hitit krallığını alıncaya değin, Nerik’i de içine alan bölgenin kralı idi. Aynı zamanda bir rahip-kral olan III. Hattuşili; Hitit kralı III. Mürşili ile çekişme halindeydi.
Kuzey Anadolu’da Nerik’in de içinde bulunduğu geniş bir bölgeyi elinde bulunduran III. Hattuşili, yeğeni tarafından sürekli sıkıştırılıyordu. Sonunda elinde kala kala Hakpişaş (Amasya) ve Nerik kalmıştı. Bundan sonrasını Hattuşili’den dinleyelim: “... Hakpişaş’ı ve Nerik’i de elimden alınca artık ona uymadım ve ondan ayrıldım.” Olay elbette bu denli masumane gerçekleşmemişti. Yeğeni III. Mürşili’yi yenmiş ve Hitit kralı olmuştu. Her ne kadar yandaşları yeğeninin kellesini getirmeyi teklif etmişlerse de; O, yeğeninin dönemin diğer süper devleti Mısır’a kaçmasına göz yumdu. Krallığı eline geçiren

III. Hattuşili; kendisi gibi bir Rahip – kral Pentipşarri’nin kızı olan eşi Puduhepa ile neredeyse dine dayalı bir yönetim biçimi oluşturdu. Kısacası dini siyasete alet ettiler. (Ne de olsa Nerik’in dinsel atmosferinde bulunmuşlar ve bundan etkilenmişlerdi.) III. Hattuşili güçlü bir imparatorluk kurdu. Dirayeti ve acımasızlığıyla, diğer Hitit krallarından biraz farklıcaydı. Oysa, çocukluğunda önemli bir hastalık geçirmiş ve ölümden dönmüştü. (Zaten kendisini rahipliğe götüren süreç de buydu.) İktidarının ilk yıllarında dünyanın ilk yazılı anlaşması ile sonuçlanan Kadeş Savaşı (bu konuda farklı tarihler olmasına karşın, en kabul gören tarih 1280 yılıdır.) yeni bitmiş ancak barış süreci bir dinginliğe bürünmüştü. İlk olarak II. Ramses’le Kadeş anlaşmasını imzaladı.( M.Ö 1270 ) Kral III. Hattuşili ve eşi Puduhepa’nın ortak mühürlerinin okunabilen bölümünde : “... Arinna kentindeki Güneş tanrısının, Nerik kentindeki Göktanrısının ve Şamuha kentindeki İştarın gözdesi...” ibaresi görülmektedir.

Oymaağaç parlak devrine daha Hattiler’le başlamıştı ve güneş tanrıçası Vuruşemu ile fırtına tanrısının oğlu ve yine Fırtına tanrısı Nerik adına kurulmuş bir tapınağı vardı; adı da buradan gelmekteydi. Bu nedenle daha Hatti döneminde Marassantiya (Kızılırmak) nehrinin bereketli kıyısındaki kent, önemli bir dinsel merkezdi. Hitit döneminde ise, aynı dinsel kimliğini sürdürmüş ve en parlak dönemine M.Ö 1275 yılında ulaşmıştı. Çünkü ünlü Hitit kralı III. Hattuşili, yeğeninden Hitit krallığını alıncaya değin, Nerik’i de içine alan bölgenin kralı idi. Aynı zamanda bir rahip-kral olan III. Hattuşili; Hitit kralı III. Mürşili ile çekişme halindeydi.

Kuzey Anadolu’da Nerik’in de içinde bulunduğu geniş bir bölgeyi elinde bulunduran III. Hattuşili, yeğeni tarafından sürekli sıkıştırılıyordu. Sonunda elinde kala kala Hakpişaş (Amasya) ve Nerik kalmıştı. Bundan sonrasını Hattuşili’den dinleyelim: “... Hakpişaş’ı ve Nerik’i de elimden alınca artık ona uymadım ve ondan ayrıldım.” Olay elbette bu denli masumane gerçekleşmemişti. Yeğeni III. Mürşili’yi yenmiş ve Hitit kralı olmuştu. Her ne kadar yandaşları yeğeninin kellesini getirmeyi teklif etmişlerse de; O, yeğeninin dönemin diğer süper devleti Mısır’a kaçmasına göz yumdu. Krallığı eline geçiren

III. Hattuşili; kendisi gibi bir Rahip – kral Pentipşarri’nin kızı olan eşi Puduhepa ile neredeyse dine dayalı bir yönetim biçimi oluşturdu. Kısacası dini siyasete alet ettiler. (Ne de olsa Nerik’in dinsel atmosferinde bulunmuşlar ve bundan etkilenmişlerdi.) III. Hattuşili güçlü bir imparatorluk kurdu. Dirayeti ve acımasızlığıyla, diğer Hitit krallarından biraz farklıcaydı. Oysa, çocukluğunda önemli bir hastalık geçirmiş ve ölümden dönmüştü. (Zaten kendisini rahipliğe götüren süreç de buydu.) İktidarının ilk yıllarında dünyanın ilk yazılı anlaşması ile sonuçlanan Kadeş Savaşı (bu konuda farklı tarihler olmasına karşın, en kabul gören tarih 1280 yılıdır.) yeni bitmiş ancak barış süreci bir dinginliğe bürünmüştü. İlk olarak II. Ramses’le Kadeş anlaşmasını imzaladı.( M.Ö 1270 ) Kral III. Hattuşili ve eşi Puduhepa’nın ortak mühürlerinin okunabilen bölümünde : “... Arinna kentindeki Güneş tanrısının, Nerik kentindeki Göktanrısının ve Şamuha kentindeki İştarın gözdesi...” ibaresi görülmektedir.
Mühründen de anlaşılacağı üzere, kendisine tanrısal bir sıfat yakıştırmıştı. Bunda, yüzyıllar boyunca dini bir merkez olmuş Nerik’te bulunmasının etkisi büyüktü. Görüldüğü üzere, Kadeş barışını imzalayan III. Hattuşili, Hakpiş ve Nerik kralı olması nedeniyle uzunca bir süre Vezirköprü’de bulunmuştur. III. Hattuşili’nin ne kadar süre ile Nerik’te kaldığını bilmemekle beraber; Kadeş Savaşına III. Muwatalli’nin bir komutanı olarak bu bölgeden asker toplayıp katıldığını, dönüşte Lawazantiya şehrinde Puduhepa ile karşılaşıp evlendiğini ve buradan da Nerik’e döndüğünü biliyoruz.
Nerik’te uzunca bir süre kalmış olmalıdır. Zira, muhtemelen Puduhepa’dan olan oğlu Nerikkaili, adından da anlaşılacağı üzere Nerik’te doğmuştur. Nerik Kenti, Hattuşili’yi ve eşi Puduhepa’yı dinsel atmosferiyle çok etkilemiş olmalıdır ki, oğullarına “Nerikli” anlamına gelen “Nerikkaili” adını vermişlerdir.

Nerik’te uzunca bir süre kalmış olmalıdır. Zira, muhtemelen Puduhepa’dan olan oğlu Nerikkaili, adından da anlaşılacağı üzere Nerik’te doğmuştur. Nerik Kenti, Hattuşili’yi ve eşi Puduhepa’yı dinsel atmosferiyle çok etkilemiş olmalıdır ki, oğullarına “Nerikli” anlamına gelen “Nerikkaili” adını vermişlerdir.
Demir Çağının başlangıcı ile yıkılan Hitit Uygarlığının külleri arasından Anadolu’da yeni bir uygarlık boy gösteriyordu: FRİGLER... Neredeyse, Hitit kentlerinin birebir üzerinde şimdi Frig kentleri yükseliyordu. Hititlerin çöküşüyle uzunca bir süre karanlıkta kalan Anadolu, tekrar gönenmişti. Vezirköprü’nün birçok yerinde görülen ve “Anadolu’nun Piramitleri” diye adlandırılan anıtsal mezarlar bu döneme ait olabilirler. Yaklaşık 500 yıl süren bu dönemin bitişiyle sırasıyla Kimmerler ve Lidya hakimiyetinde kalan Vezirköprü; Lidyalılarla Perslerin savaşından Perslerin galip çıkmasıyla (M.Ö 585) Pers Satrapları tarafından yönetilen Pontus hakimiyetine girdi.
Pontus Devletinin iki başkenti (Amasya ve Sinop) arasındaki doğal geçiş yolu üzerindeki Vezirköprü, hayli önemli bir şehir oldu. Bu gün de ilçenin birçok yerinde Pontus kralları tarafından darp edilen paralar bolca bulunmaktadır. Bu gün Kocakaya köyünde “Eğrikale” olarak anılan yerde bu dönemde Sagylion adlı muhteşem bir kale vardı. Pontus Kralı Mitridat 6. Eupator, tüm Anadolu’yu egemenliği altına alıp, Kırım’da oğlunun ihanetine uğradığında (M.Ö 63) imparatorluk yıkıldı ve tüm Anadolu’da olduğu gibi Vezirköprü’de de Roma dönemi başlamış oldu.

Pontus Devletinin iki başkenti (Amasya ve Sinop) arasındaki doğal geçiş yolu üzerindeki Vezirköprü, hayli önemli bir şehir oldu. Bu gün de ilçenin birçok yerinde Pontus kralları tarafından darp edilen paralar bolca bulunmaktadır. Bu gün Kocakaya köyünde “Eğrikale” olarak anılan yerde bu dönemde Sagylion adlı muhteşem bir kale vardı. Pontus Kralı Mitridat 6. Eupator, tüm Anadolu’yu egemenliği altına alıp, Kırım’da oğlunun ihanetine uğradığında (M.Ö 63) imparatorluk yıkıldı ve tüm Anadolu’da olduğu gibi Vezirköprü’de de Roma dönemi başlamış oldu.